Milli Eğitim Bakanlığı, 2007-2008 eğitim öğretim yılı takvimini belirledi. Buna göre 15 Haziran'da kapanacak okulların yeni dönemde açılış ve tatile gireceği tarihler şöyle: Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı her derece ve türdeki okullarda 2007-2008 eğitim öğretim yılı 17 Eylül 2007’de başlayacak, 13 Haziran 2008’de sona erecek.
2007-2008 eğitim öğretim yılı takvimi Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik imzalı genelgeyle duyuruldu. Takvime göre yeni eğitim öğretim yılı 17 Eylül 2007’de başlayacak. 25 Ocak 2008’de verilecek yarı yıl tatilinin ardından, 8 Şubat 2008’de ikinci yarı yıl başlayacak. Eğitim öğretim yılı 13 Haziran 2008’de sona erecek. Takvimde 2008-2009 döneminin ise 15 Eylül 2008’de başlaması öngörüldü.
29 Haziran 2007 Cuma
Sınav Kaygısı II
ÖSS ve OKS artık kapıdayken, gerek öğrenciler gerekse ebeveynler için aslında en zorlu dönem de başlamış oldu.Sınavda hedefine ulaşamamaktan korkan öğrenciler için başarısızlık düşüncesi, sınav kaygısının fitilin ateşleyen esas unsurdur. Yetersizlik duygusu ve sınavı performans değerlendirmesinden ziyade kişilik değerlendirmesi olarak görme eğilimi, öğrencilerin sınav psikolojisini olumsuz kılan etmenlerdir. ‘Benim için harcanan emeklerin karşılığını vermem lazım. Sınavı kazanamazsam ailemin yüzüne nasıl bakarım?’v.b düşünceler, sınav kaygısı yaşayan bir öğrencinin kafasında kurguladığı ‘kötümser senaryo’yu daha da içinden çıkılmaz bir noktaya getirir. Sınav kaygısıyla başa çıkamayan öğrencinin ruh hali, gireceği sınav esnasında gerçekten performansını olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle ebeveynlere ve öğrencinin etrafındaki kişilere (özellikle öğretmenlerine) düşen görev, sınav kaygısının sağıltılmasıyla ilgili öğrenciye destek olmaktır. Öğrenci, genellikle olumsuz ve yenilmiş bir düşünce tarzı içindeyse, büyük bir olasılıkla sınav sonrasında bu kez de kendisini bildiklerini yapamamakla, dikkatsizlikle, zamanı iyi kullanmamakla suçlayacaktır. Buna benzer durumlarda esas problem, öğrencinin gerçek dışı ve olumsuz beklentileri yüzünden, gerçek potansiyelin ortaya çıkmasının engellenmesidir.Aslında öğrencinin değiştirmesi gereken ilk alışkanlık sınavla ilgili kafasında kurduğu olumsuz, gerçek dışı beklenti ve yorumları değiştirmeye çalışmaktır. Örneğin, “Bu sınavda başarısız olacağım ve herkes aptal olduğumu düşünecek!” ifadesi yerine, “Başarısız olmak ya da olmamak benim elimde. Şansım var, bunu kullanabilirim. Başarısız olsam bile bu benim aptal olduğumu göstermez” şeklindeki bir ifade, duruma daha gerçekçi bakmanızı sağlayacaktır. Başka bir örnek vermek gerekirse; “Eyvah! yine sınav yaklaşıyor ve ben yetiştiremeyeceğim” diyerek, kendinizi bu olumsuz koşullanmaya inandırmak yerine,şunu söylemeyi deneyebilirsiniz.
“Zaman berim elimde bir sihirli değnek. Bu sihri nasıl kullanacağım bana kalmış. Eğer iyi değerlendirirsem zamanın sihrini de yakalamış olacağım!” Kendinizle olan içsel konuşmalarınızda, olumsuz ve kötümser düşünme biçimini yansıtan “Eğer bu sınavda ortalamanın altında alırsam herşey berbat olur, sınıfta kalabilirim,
atılabilirim, hayatım biter.” gibi bir ifade kullanıyorsanız bunu şöyle bir cümleyle değiştirebilirsiniz: “Bu sınavda kötü not alacağımı nereden biliyorum? Ayrıca bir sınavda kötü not almak dünyanın sonu değil. Bu sınavı hayatımın son şansı gibi görmekten vazgeçmeliyim”... Yapacağınız şey, gerçek dışı, kötümser ve karamsar düşüncelerinizi gerçek dışı bir iyimserliğe dönüştürmek değil, yalnızca gerçekçi olmak ve somut koşullar üzerinden değerlendirme yapmaktır. Başarı ancak gerçekçi değerlendirmelerle yakalanabilir. Sınav öncesi öğrencinin kendisine yapacağı en büyük iyilik, eksiklerini gerçekçi bir gözle belirlemek ve bu eksiklerin en kısa zamanda giderilebilmesi için ciddi bir planlama yapmak.Sınav kaygısıyla başa çıkma sürecinde kilit nokta, kaygının bastırılması değildir. Kişinin yaşadığı kaygıyı bastırması ve ya yok sayması, sorunu daha da büyütecektir. Olması gereken kişinin, yaşadığı kaygıyı kabullenmesi ve sonrasında başa çıkacak yöntemler geliştirmesidir. İlk adım söylediğimiz gibi, öncelikle karamsar ön kabullerden kurtulmak yerine gerçekçi beklentiler geliştirmektir. Özetleyecek olursak sınav kaygısıyla nasıl başa çıkabiliriz: Sınava acil hazırlık hali: Ne yazık ki, biriktirilen konular ve sona bırakılan çözülmemiş testler zaman daraldıkça öğrencide paniğe neden olur. Bu panik arttıkça da ortaya yoğun kaygı çıkar. Bu nedenle öğrenciler mutlaka sınava zamanında çalışmalı ve buna plan yapmalı. ‘Sınava sadece 1 ay kaldı ne yapabilirim ki?’, diye hayıflanmak yerine kalan süreci gerçekçi biçimde planlamak öğrenciyi rahatlatacaktır. Sınavdan önce uyku ve beslenme düzeni: Sınavdan önce ne kadar iyi dinlenirseniz sınav esnasında o kadar enerjik olursunuz. Çikolata, kahve, çay, kola gibi kaygıyı tetikleyici özeliğe sahip yiyecek ve içeceklerden mümkün olduğunca uzak durun. Protein ve bol vitamin içeren yiyecekleri tüketmeye dikkat edin. Su tüketiminizi arttırın. Sınavdan önce ilaç almayın: Bize sıkça sorulan sorulardan biri de ,’Acaba sakinleştirici almak beni rahatlatır mı?’ Doktor tavsiyesi dışında kesinlikle sınav öncesi ilaç almayın. Bu şekilde bilinçsizce alınan sakinleştirici ilaçlar sınav performansınızı ciddi biçimde düşürür. Gevşeme egzersizlerini uygulayın: Sınav esnasında doğru nefes almayı bilmek çok önemlidir. Diyaframdan nefes alıp vermek, gevşeme anında sizi rahatlatacaktır. Kendinizi en rahat hissettiğiniz oturma pozisyonunu belirleyin. Özellikle omuz, boyun ve başın arka kısmında gerginlik nedeniyle ağrılar yaşanabilir. Aslında pek çok gevşeme egzersizi vardır. Ancak oturarak yapabileceklerinizden bir kaçı, omuzlarınızı yavaşça yukarı doğru kaldırıp indirmek, boynunuzu iki yana hareket ettirmek ve ayağa kalkıp gerinmek olarak sıralanabilir.
Sınav kaygısına ilişkin elbette çok önemli çalışmalar, detaylı açıklamalar ve etkili yöntemler var. Eğer yoğun sınav kaygısı yaşayan bir gençle bir aradaysanız çeşitli psikolojik danışma merkezlerinde sınav kaygısı grupları belirli seanslarla yapılmaktadır. Profesyonel yardım, öğrencinin kaygıyla başa çıkabilme sürecinde kendisine destek sağlayacaktır. Ancak kaygıyla başa çıkabilmede en önemli yol aslında, gençlerin sınavla ve beklentileriyle ilgili kendileriyle ve ebeveynleriyle gerçekçi bir yüzleşme yaşamasıdır.
“Zaman berim elimde bir sihirli değnek. Bu sihri nasıl kullanacağım bana kalmış. Eğer iyi değerlendirirsem zamanın sihrini de yakalamış olacağım!” Kendinizle olan içsel konuşmalarınızda, olumsuz ve kötümser düşünme biçimini yansıtan “Eğer bu sınavda ortalamanın altında alırsam herşey berbat olur, sınıfta kalabilirim,
atılabilirim, hayatım biter.” gibi bir ifade kullanıyorsanız bunu şöyle bir cümleyle değiştirebilirsiniz: “Bu sınavda kötü not alacağımı nereden biliyorum? Ayrıca bir sınavda kötü not almak dünyanın sonu değil. Bu sınavı hayatımın son şansı gibi görmekten vazgeçmeliyim”... Yapacağınız şey, gerçek dışı, kötümser ve karamsar düşüncelerinizi gerçek dışı bir iyimserliğe dönüştürmek değil, yalnızca gerçekçi olmak ve somut koşullar üzerinden değerlendirme yapmaktır. Başarı ancak gerçekçi değerlendirmelerle yakalanabilir. Sınav öncesi öğrencinin kendisine yapacağı en büyük iyilik, eksiklerini gerçekçi bir gözle belirlemek ve bu eksiklerin en kısa zamanda giderilebilmesi için ciddi bir planlama yapmak.Sınav kaygısıyla başa çıkma sürecinde kilit nokta, kaygının bastırılması değildir. Kişinin yaşadığı kaygıyı bastırması ve ya yok sayması, sorunu daha da büyütecektir. Olması gereken kişinin, yaşadığı kaygıyı kabullenmesi ve sonrasında başa çıkacak yöntemler geliştirmesidir. İlk adım söylediğimiz gibi, öncelikle karamsar ön kabullerden kurtulmak yerine gerçekçi beklentiler geliştirmektir. Özetleyecek olursak sınav kaygısıyla nasıl başa çıkabiliriz: Sınava acil hazırlık hali: Ne yazık ki, biriktirilen konular ve sona bırakılan çözülmemiş testler zaman daraldıkça öğrencide paniğe neden olur. Bu panik arttıkça da ortaya yoğun kaygı çıkar. Bu nedenle öğrenciler mutlaka sınava zamanında çalışmalı ve buna plan yapmalı. ‘Sınava sadece 1 ay kaldı ne yapabilirim ki?’, diye hayıflanmak yerine kalan süreci gerçekçi biçimde planlamak öğrenciyi rahatlatacaktır. Sınavdan önce uyku ve beslenme düzeni: Sınavdan önce ne kadar iyi dinlenirseniz sınav esnasında o kadar enerjik olursunuz. Çikolata, kahve, çay, kola gibi kaygıyı tetikleyici özeliğe sahip yiyecek ve içeceklerden mümkün olduğunca uzak durun. Protein ve bol vitamin içeren yiyecekleri tüketmeye dikkat edin. Su tüketiminizi arttırın. Sınavdan önce ilaç almayın: Bize sıkça sorulan sorulardan biri de ,’Acaba sakinleştirici almak beni rahatlatır mı?’ Doktor tavsiyesi dışında kesinlikle sınav öncesi ilaç almayın. Bu şekilde bilinçsizce alınan sakinleştirici ilaçlar sınav performansınızı ciddi biçimde düşürür. Gevşeme egzersizlerini uygulayın: Sınav esnasında doğru nefes almayı bilmek çok önemlidir. Diyaframdan nefes alıp vermek, gevşeme anında sizi rahatlatacaktır. Kendinizi en rahat hissettiğiniz oturma pozisyonunu belirleyin. Özellikle omuz, boyun ve başın arka kısmında gerginlik nedeniyle ağrılar yaşanabilir. Aslında pek çok gevşeme egzersizi vardır. Ancak oturarak yapabileceklerinizden bir kaçı, omuzlarınızı yavaşça yukarı doğru kaldırıp indirmek, boynunuzu iki yana hareket ettirmek ve ayağa kalkıp gerinmek olarak sıralanabilir.
Sınav kaygısına ilişkin elbette çok önemli çalışmalar, detaylı açıklamalar ve etkili yöntemler var. Eğer yoğun sınav kaygısı yaşayan bir gençle bir aradaysanız çeşitli psikolojik danışma merkezlerinde sınav kaygısı grupları belirli seanslarla yapılmaktadır. Profesyonel yardım, öğrencinin kaygıyla başa çıkabilme sürecinde kendisine destek sağlayacaktır. Ancak kaygıyla başa çıkabilmede en önemli yol aslında, gençlerin sınavla ve beklentileriyle ilgili kendileriyle ve ebeveynleriyle gerçekçi bir yüzleşme yaşamasıdır.
Etiketler:
Rehberlik Hizmetleri
Sınav Kaygısı (1)
ÖSS ve OKS’ye sayılı günler kala, çocuğunuzun davranışlarında sizi şaşırtan değişiklikler yaşanıyor mu? Çocuğunuz eskisine göre daha agresif tavırlar mı sergiliyor ya da sizlerle daha az iletişim kurmayı mı tercih ediyor? Şayet sınav yaklaştıkça, ‘Çocuğumu anlamakta zorlanıyorum!’ diyen ebeveynlerdenseniz, artık ‘sınav kaygısıyla’ tanışma vaktiniz geldi demektir.Genel bir tanımlama yapmak gerekirse sınav kaygısı, bir değerlendirme ortamında bireyin, sınav sonrası yaşanabilecek akademik başarısızlığı kendi kişiliğine mal etmesi olarak özetlenebilir. Yani puansal değerlendirmeye tutulacak olan, gencin sınavdaki başarısıyken, sınav kaygısına yol açan durum, gencin bizzat ölçülecek olan şeyi kendi kişiliği olarak algılamasıdır. Sadece sınav değil topluluk önünde yapılan bir konuşma, bir yarışma aynı duyguların ortaya çıkmasına neden olabilir. ‘Ya başaramazsam’ korkusu yoğunlaştıkça, öğrencinin sınav esnasındaki kontrolü yavaşlar ve öğrenci, bildiklerini de sınav kağıdına aktaramayacak duruma gelebilir. Öğrencinin olası sınav başarısızlığını kişiliğine bir tehdit olarak algılamasının altında yatan nedenleri özetleyecek olursak; çevrenin ve ailenin beklentilerini ilk sıraya koyabiliriz. ‘ Sınavı kazanamazsam arkadaşlarım, öğretmenlerim hakkımda ne düşünü? Oysa benim okul notlarım çok yüksek, kesin kazanmam lazım yoksa rezil olurum!’ ‘Annem babam bana o kadar emek verdi. Beni dershaneye gönderdi. Onların emeğini boşa çıkarırsam yüzlerine nasıl bakarım?!’ İşte bu cümleler, öğrencinin sınavdan çok sınav sonrasına ilişkin kafasında kurduğu felaket senaryolarından sadece birkaç örnek. Olası bir başarısızlık halinde ailesini ve yakın çevresini hayal kırıklığına uğratmaktan çekinen öğrenci, kendisine duyulan güveni kaybetmekten korkar ve kişisel yetersizlik olarak algıladığı akademik başarısızlıktan dolayı kendisini suçlu hisseder. Hele de, sınava sayılı günler kala sınav performansı olması gerekenin altındaysa öğrenci sınav kaygısını çok daha yoğun yaşar. Peki siz çocuğunuzun sınav kaygısını yoğun olarak yaşadığını nasıl anlayabilirisiniz? Şimdi sınav kaygısı dediğimiz duygu durumunu tanımaya çalışalım. Sınav kaygısının duygusal etkileri; sinirlilik, gerilim, üzüntü, yorgunluk, ilgisizlik, sınavlarla ilgili düşük not alındığında utanç, suçluluk, değişen ruh hali, yalnızlık. Kaygının davranışsal etkileri: Uykuya dalma güçlüğü veya çok erken uyanma, aşırı yeme, duygusal gerginlik, titreme, iştah kaybı, öfkeli ve saldırganlık tutumlar geliştirme. Kaygının Zihinsel Etkileri : Konsantrasyon zorluğu, her hangi bir konuda karar verme güçlüğü, unutkanlığın artması, eleştiriye karşı tahammülsüzlük, acımasızca yapılan öz eleştiri. Kaygının Fizyolojik Belirtileri: Kalp çarpıntısı, hızlı nefes alıp-verme, nefes darlığı, terleme ve/veya titreme, mide şikayetleri, karın ağrısı, bağırsak hareketlerinde değişme (ishal-kabızlık), baş ağrısı, baş dönmesi, kabus görme, aşırı uyku veya uykusuzluk, konsantrasyon bozuklukları, yemek alışkanlıklarında değişme. Öğrencinin günlük yaşamında da ciddi sorunlara yol açan sınav kaygısıyla başa çıkabilmek için kaygıya yol açan olumsuz tutumları bilmemiz gerekiyor. Ancak oldukça geniş ve detaylı bir konu olduğundan mümkün olduğunca sadeleştirerek, negatif tutumları ele alalım: Ya hep, ya hiç : Kişinin belirlemiş olduğu hedef dışında başka bir seçeneği kabul etmemesi. Dershanede yapılacak olan sınavda kesinlikle ilk 100’e girmeliyim. Aksi halde dershaneyi bırakacağım. Aşırı Genelleme: Sınav esnasında arka arkaya birkaç sorudan emin olmayan öğrenci, sınav esnasında güvenini kaybeder. ‘Eyvah! Bu soruyu da yapamadım, bundan sonrakini de yapamayacağım...Bu iş burada biter, sınavı kazanamayacağım...’ Zihinsel Çarpıtma: Sınav kaygısı yaşayan öğrencinin, herşeyin en kötüsünün kendi başına geldiğine dair inancı vardır. ‘Bu hafta sonu deneme sınavı var. Ama okulda da çok ödevim var, tüm aksilikler beni bulur zaten!’ Olumluyu Geçersiz Kılmak: ‘Evet sınav iyi geçti fakat sorular çok kolaydı diğer zamanlarda sorular zor olacaktır.’ Öğrenci kendi başarısını küçümser, geleceğe karamsar bakar.Hemen Bir Sonuca Varmak: ‘Ben bu soruları yapamayacağım. Bu gidişle sınavı kazanmam da hayalden başka bir şey değil.’
Aşırı Büyütme Ya Da Aşırı Küçültme: Kişinin kendi başarısızlıklarını çok abartması, diğer insanların başarısızlıklarını görmezden gelmesi. ‘Sınavdan benden önce bir çok insan çıktı, ben hala sınavdayım bu da sınavı yavaş yaptığımı gösterir.’ Duygusal Mantık Yürütme:Yaşanan duygulardan hareketle bir sonuca varma. ‘İçimde korkunç bir sıkıntı var, ben bu soruları çözemeyeceğim!’ Meli-malı Cümleleri: Kişi kendini zorunluluk cümleleri ile sınırlandırır. ‘Başarılı olmalıyım, başarılı olmazsam kimsenin yüzüne bakamam.’ Etiketleme ve Yanlış Etiketleme : Kişi yaşadığı problemi çözmek yerine kişiliğine dönük saldırıya geçer. ‘Ben o kadar aptalım ki bu soruyu gözden kaçırdım.’ Kişiselleştirme: Herhangi bir olayla ilgimiz ve sorumluluğumuz olmadığı halde bu olayın nedenini kendimiz gibi görmek. ‘Bu sınavda 40 matematik neti yapamazsam öğretmenim benimle artık ilgilenmez. Bana bir daha asla güvenmez!’
Kişinin Kendisi İle İlgili Endişeleri: Sınavı bilgi birikimini ölçen bir test olarak değerlendirmek yerine kişiliği ölçen bir test olarak algılamak. Meslek edinmeyle ilgili alternatifler geliştirememek veya sınava yeterli hazırlık yapmamak, öğrencinin
sınav kaygısını tetikleyen durumlardır.
Genel hatlarıyla sınav kaygısına yol açan durumlar, bu şekilde özetlenebilir. Peki öğrenci, sınav performansını düşüren bu duygu durumuyla nasıl başa çıkabilir? Elbette sorumuzun cevabı öncelikle duygularımızı iyi deşifre etmekten geçiyor. Sınav kaygısı yaşayan gencin öncelikle kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: ‘Beni esas kaygılandıran nedenler neler?’ Vereceğiniz yanıtlar, aslında yaşadığınız duyguların nedenlerini anlamakta sizler için önemli ip uçları olacaktır. Önümüzdeki günlerde sınav kaygısıyla başa çıkabilme yöntemleri üzerinde duracağız.
Aşırı Büyütme Ya Da Aşırı Küçültme: Kişinin kendi başarısızlıklarını çok abartması, diğer insanların başarısızlıklarını görmezden gelmesi. ‘Sınavdan benden önce bir çok insan çıktı, ben hala sınavdayım bu da sınavı yavaş yaptığımı gösterir.’ Duygusal Mantık Yürütme:Yaşanan duygulardan hareketle bir sonuca varma. ‘İçimde korkunç bir sıkıntı var, ben bu soruları çözemeyeceğim!’ Meli-malı Cümleleri: Kişi kendini zorunluluk cümleleri ile sınırlandırır. ‘Başarılı olmalıyım, başarılı olmazsam kimsenin yüzüne bakamam.’ Etiketleme ve Yanlış Etiketleme : Kişi yaşadığı problemi çözmek yerine kişiliğine dönük saldırıya geçer. ‘Ben o kadar aptalım ki bu soruyu gözden kaçırdım.’ Kişiselleştirme: Herhangi bir olayla ilgimiz ve sorumluluğumuz olmadığı halde bu olayın nedenini kendimiz gibi görmek. ‘Bu sınavda 40 matematik neti yapamazsam öğretmenim benimle artık ilgilenmez. Bana bir daha asla güvenmez!’
Kişinin Kendisi İle İlgili Endişeleri: Sınavı bilgi birikimini ölçen bir test olarak değerlendirmek yerine kişiliği ölçen bir test olarak algılamak. Meslek edinmeyle ilgili alternatifler geliştirememek veya sınava yeterli hazırlık yapmamak, öğrencinin
sınav kaygısını tetikleyen durumlardır.
Genel hatlarıyla sınav kaygısına yol açan durumlar, bu şekilde özetlenebilir. Peki öğrenci, sınav performansını düşüren bu duygu durumuyla nasıl başa çıkabilir? Elbette sorumuzun cevabı öncelikle duygularımızı iyi deşifre etmekten geçiyor. Sınav kaygısı yaşayan gencin öncelikle kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: ‘Beni esas kaygılandıran nedenler neler?’ Vereceğiniz yanıtlar, aslında yaşadığınız duyguların nedenlerini anlamakta sizler için önemli ip uçları olacaktır. Önümüzdeki günlerde sınav kaygısıyla başa çıkabilme yöntemleri üzerinde duracağız.
Etiketler:
Rehberlik Hizmetleri
Sınav stratejileri
ÖSS ya da OKS’ye hazırlanan tüm öğrencilerin sıklıkla duyduğu cümlelerden biri, girecekleri sınavın aynı zamanda bir taktik sınavı olduğu uyarısıdır. Bunu duyan öğrenciler biz rehber öğretmenlere gelip sihirli bir taktik sorarlar. Adeta bir reçete yazmamızı beklerler. Oysa emin olun ki, sınava hazırlık sürecinde öğrencinin izleyeceği en doğru taktik, sınav sistemini iyi bilmektir. Sınav sistemini bilen öğrenci, hangi testin kendisine ne kadar puan getirdiğini bilir; kaybedeceği olası soruları nasıl telafi edeceği konusunda kendisine bir strateji kurar. Tabii bunun için öğrencinin başarı takibinin mutlaka uzman bir rehber öğretmen tarafından yapılması gerekir. Öğrencilerin ÖSS ve OKS’de teknik anlamda yaşadığı en büyük sıkıntı çoktan seçmeli sorulara alışık olmamalarıdır. Açık uçlu sorulara ve klasik sınavlara alışan öğrenciler, doğal olarak test çözerken zorlanıyorlar. Özellikle çeldirici dediğimiz doğru cevaba yakın sorular, test çözme tecrübesi az olan öğrenciler için sınav esnasında adeta bir tuzaktır. Dolayısıyla öğrencinin test çözme becerisini geliştirmek, öğrencinin sınav başarısı arttıracak en önemli etkenlerden biridir. Sınavdan önce çözülen her soru gerçek sınav öncesi öğrenciye tecrübe kazandıracaktır. Düzenli test çözen ÖSS ve OKS adayları, bu bilgi birikimiyle sorulara nasıl yaklaşacağını ve soruları nasıl çözeceğini, hangi yolları kullanacağını, ne kadar süre ayıracağını ve nelere dikkat edeceğini öğrenir. Yani test tekniğinde başarılı olmak, bir yetenek değil, geliştirilebilir bir beceridir. Sınav stratejilerinin en başında da öğrencilere bu beceriyi kazandırmak vardır. Test tekniğine alışık olmayan yani sınav öncesi yeteri kadar soru çözmeyen öğrenci, sınav esnasında zaman yönetimi konusunda da sıkıntı yaşar. Zira dakikalarca yapamadığı bir soruya takılıp, zaman kaybeden öğrenci, sınavı istenen sürede yetiştiremez. Oysa test tekniğine hakim olan öğrenci hemen alttaki soruya geçer. ‘Turlama sistemi’ dediğimiz teknikle öğrenci, çözemediği soruyla inatlaşmadan bir sonrakine geçer ve böylece sınavı bitirdiğinde yeniden başa dönüp, yapamadığı sorulara ayıracak zamanı kalır. Unutmayın ÖSS ve OKS’de, sınav süresi göz önüne alındığında, her bir dakika adaylar için altın değerindedir. Test çözebilmek bir yetenek değil öğrenilebilen bir beceridir, dedik. En önemli sınav stratejisi de bu becerinin geliştirilmesidir. Test tekniğinde başarılı olmak için adaylara önerilerimizi şöyle özetleyelim. Öncelikle mutlaka gireceğiniz sınavın karakterine özgü sorular çözmeniz gerekir. Örneğin ÖSS soruları öğrencinin bilgilerini ölçmekten ziyade bildikleri doğrultusunda yorum yapabilme becerisini ölçer. ÖSS adayları da, alışılagelmiş ezberleme alışkanlığından mutlaka kurtulmalı ve yoruma dayalı, kaliteli ve tutarlı sorular çözmeliler. Bir konuyla ilgili soruları çözmeden önce o konuyu mutlaka iyi öğrenmelisiniz. Soru çözmenin amacı ilgili konuyu öğrenip öğrenmediğinizi kontrol etmektedir. Bunun dışında sınav stratejilerini sıralayacak olursak:
*Evde kendinize deneme sınavları yaparken mutlaka gireceğiniz sınavın süresini dikkate alın. Örneğin ÖSS’ye hazırlanıyorsanız kendinize verdiğiniz süre 195 dakikayı geçmemeli.
*Sınava girmeden önce yanlış yaptığınız her sorunun doğru cevabını öğrenmelisiniz. Unutmayın sınavda hangi soruyla karşılaşacağımızı bilemeyiz.
*Sınav esnasında bir soruyu en fazla iki kez okumanızı öneriyoruz. Aynı soruyu defalarca okuduğunuzda zihniniz karışabilir ve sorunun mantığından uzaklaşabilirsiniz.
*Sınavda bir soruyu çözemediğiniz zaman paniklemeyin. Geride kalan, yapabileceğiniz soruları düşünün. Mutlaka her öğrencinin sınavda çözemediği sorular olacaktır.
* Yanlış cevap olduğuna kesinlikle emin olmadıkça, size mantıklı gelen ilk cevabınızı değiştirmeyen.
* Sınav esnasında doğru çözdüğünüzden emin olmadığınız ve ya boş bıraktığınız sorular varsa birkaç soru çözdükten sonra geriye dönün.
* Öğrenciler genelde paragraf sorularından çekinirler. ’Uzun soru zor sorudur.’ şeklinde yanlış bir yargı vardır. Unutmayın bir soru ne kadar uzunsa, içinde o kadar ip ucu vardır. Esas sizi zorlayacak soru tipleri kısa paragraflardır.
*Sayısal bölümde soruları çözerken kesinlikle kafadan işlem yapmayan. Problemi çözerken mutlaka yazarak çözün; cevaplarınızı kontrol ederken yaptığınız işlemleri soru kitapçığında sırasıyla görmeniz gerekir. Özellikle sık sık işlem hatası yapan öğrenciler, bu öneriyi mutlaka dikkate almalılar.
* Soruya ve şıklara bakmadan önce soru kökünü okumanız, çözüme daha kolay gitmenizi sağlayacaktır. Özellikle paragraf sorularında öğrenciler, önce soru kökünü okumalılar.
*Ve sınavla ilgili en önemli strateji, kafanızdaki olumsuz duygulara esir olmamanızdır. Sınavın son dakikasına kadar salonda bulunmalı ve elinizden geleni yapmalısınız. Eğer iç sesiniz sizi karamsarlığı itiyorsa mutlaka onu susturmalı ve kendinize olumlu telkinlerde bulunmalısınız. Sınavda esas başarı kendinize olan inancınızla gelecek.
*Evde kendinize deneme sınavları yaparken mutlaka gireceğiniz sınavın süresini dikkate alın. Örneğin ÖSS’ye hazırlanıyorsanız kendinize verdiğiniz süre 195 dakikayı geçmemeli.
*Sınava girmeden önce yanlış yaptığınız her sorunun doğru cevabını öğrenmelisiniz. Unutmayın sınavda hangi soruyla karşılaşacağımızı bilemeyiz.
*Sınav esnasında bir soruyu en fazla iki kez okumanızı öneriyoruz. Aynı soruyu defalarca okuduğunuzda zihniniz karışabilir ve sorunun mantığından uzaklaşabilirsiniz.
*Sınavda bir soruyu çözemediğiniz zaman paniklemeyin. Geride kalan, yapabileceğiniz soruları düşünün. Mutlaka her öğrencinin sınavda çözemediği sorular olacaktır.
* Yanlış cevap olduğuna kesinlikle emin olmadıkça, size mantıklı gelen ilk cevabınızı değiştirmeyen.
* Sınav esnasında doğru çözdüğünüzden emin olmadığınız ve ya boş bıraktığınız sorular varsa birkaç soru çözdükten sonra geriye dönün.
* Öğrenciler genelde paragraf sorularından çekinirler. ’Uzun soru zor sorudur.’ şeklinde yanlış bir yargı vardır. Unutmayın bir soru ne kadar uzunsa, içinde o kadar ip ucu vardır. Esas sizi zorlayacak soru tipleri kısa paragraflardır.
*Sayısal bölümde soruları çözerken kesinlikle kafadan işlem yapmayan. Problemi çözerken mutlaka yazarak çözün; cevaplarınızı kontrol ederken yaptığınız işlemleri soru kitapçığında sırasıyla görmeniz gerekir. Özellikle sık sık işlem hatası yapan öğrenciler, bu öneriyi mutlaka dikkate almalılar.
* Soruya ve şıklara bakmadan önce soru kökünü okumanız, çözüme daha kolay gitmenizi sağlayacaktır. Özellikle paragraf sorularında öğrenciler, önce soru kökünü okumalılar.
*Ve sınavla ilgili en önemli strateji, kafanızdaki olumsuz duygulara esir olmamanızdır. Sınavın son dakikasına kadar salonda bulunmalı ve elinizden geleni yapmalısınız. Eğer iç sesiniz sizi karamsarlığı itiyorsa mutlaka onu susturmalı ve kendinize olumlu telkinlerde bulunmalısınız. Sınavda esas başarı kendinize olan inancınızla gelecek.
Etiketler:
Rehberlik Hizmetleri
İlköğretim'de yeni ders geliyor
MEB İlköğretim Okulları Genel Müdürü İbrahim Er, önümüzdeki eğitim öğretim yılında haftalık ders çizelgelerinde değişikliğe gidildiğini açıkladı.Adana’da incelemelerde bulunan İbrahim Er, önümüzdeki eğitim öğretim dönemiyle ilgili alınan kararları açıkladı. Medya okur yazarlığı’ projesinin ders olarak çizelgeye konulduğunu belirten Er, “6, 7 ve 8’nci sınıflarda seçmeli ders olarak çizelgeye eklenen ‘medya okur yazarlığı’ ile öğrencilerin televizyon izleme alışkanlığını bilinçli ve bilgili bir şekilde yapmasını istiyoruz” dedi. Er, bilgisayar dersinin adının ‘Bilişim Teknolojileri’ olarak değiştirildiğini, ilköğretimin bütün sınıflarında 1 saat okutulan bu dersin 4 ve 5’inci sınıfta 2 saate yükseltildiğini belirtti. İlköğretim öğrencilerinin 4 ve 5’nci sınıfta 2 saat okutulan zorunlu yabancı dil dersinin ise 4 saate çıkarıldığını kaydeden Er, şunları söyledi: “Yabancı dil dersi, 6, 7 ve 8’inci sınıflarda da 4 saat okutuluyor. İlköğretimin 4 ve 5’inci sınıflarında 1 saat işlenen beden eğitimi dersi ise 2 saate çıkarıldı. Çizelgede seçmeli dersler içinde yer alan ‘Trafik ve İlk Yardım’ dersinin adı ‘Trafik Güvenliği’ olarak değiştirildi. Bu derste ‘ders içi faaliyet’ kapsamında gerektiğinde doktor ve trafik polislerinden de yararlanılacak.”İnsan yetiştirme düzenine ilişkin son dönemde önemli hamleler yaptıklarını vurgulayan Er, şöyle konuştu: “Şu anda öğrencilerimiz öğretmenlerimiz kabul noktasında son derece iyi bir durumda ve aldığımız yeni bilgilere göre iyi gittiğini söyleyebiliriz. Çok köklü bir değişim yaşandı. İlköğretim olarak 450 bin öğretmen bu programı uygulayan 36 bin kurum var. Elbette ki böyle köklü bir değişimde bir takım sorunlar yaşanabilir.” Her eğitim öğretim döneminin başında yaşanan kayıt parası tartışmalarına da değinen Er, bunun mevzuatlara göre suç olduğunu, ancak gönüllü bağış uygulamasının olabileceğini kaydetti.
Etiketler:
İlköğretim
28 Haziran 2007 Perşembe
Oxford Ve Harvard Türkiye'ye Gelecek
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Harvard, Oxford, Cambridge gibi dünyanın en saygın ve kaliteli üniversitelerinin Türkiye'de kampüs açarak eğitim yapabileceğini söyledi. 'Oxford vardı da biz mi okumadık?' sözü tarihe karışıyor. Milli Eğitim Bakanı Çelik, gazetemizi ziyaretinde AK Parti'nin eğitimle ilgili taahhütlerini anlattı. Çelik
"Oxford, Harvard gibi üniversitelerin kampüs kurması projesi de hedefimizin bir parçası." dedi. CHP'nin 'ÖSS kalkacak' vaadini 'uçuk ve yalan' diye yorumlarken, AK Parti'nin Anayasa değişiklikleri sırasında YÖK reformunu da gerçekleştireceğini kaydetti. Yükseköğretim çağındaki nüfusun 10 yıl içinde 7-8 milyona çıkacağına dikkat çeken Milli Eğitim Bakanı, bunun önlemini şimdiden almak gerektiğini ifade etti. Çelik, "Son 4 yılda 39 üniversite açtık. Üniversiteleri cazip hale getirip Ortadoğu ve Türk dünyasından öğrenci çekeceğimiz gibi küresel yükseköğretime kapıları açacağız. Oxford projesi de bu hedefimizin bir parçası." dedi.Milli Eğitim Bakanı Çelik, dün Zaman'ı ziyaretinde Genel Yayın Müdürümüz Ekrem Dumanlı ve Genel Yayın Müdür Yardımcımız Mehmet Kamış'a seçim çalışmaları hakkında bilgi verdi. AK Parti'nin eğitimle ilgili taahhütlerine açıklık getirirken, özellikle yükseköğretim konusundaki projelerin önemine işaret etti. YÖK reformunun veya meslek liselerine uygulanan katsayı eşitsizliklerinin bildirgeye yansımadığı iddialarına tepki gösteren Bakan, bunu bazı kesimlerin propagandası olarak değerlendirdi. YÖK reformunu Anayasa'yı değiştirerek yapacaklarının altını çizen Çelik, YÖK ile ilgili projeleri şöyle sıraladı: "Hükümetimiz göreve geldiğinde eğitimle ilgili 28 vaatte bulunmuştu. Bunlardan, vaat etmeyip yaptığı güzel işler dışında sadece 2 tanesini gerçekleştiremedi. Biri YÖK reformu, diğeri eğitimin önündeki engellerin kaldırılması idi. Şimdi seçim bildirgemize yeni Anayasa yapılacağı ve köklü reforma gidileceği sözünü koyduk. Anayasa'nın 130 ve 131. maddeleri YÖK ve yükseköğretim sistemini düzenliyor. Biz bunları değiştireceğiz. Bu sayede üniversiteler idari ve mali özerkliğe kavuşacak. YÖK ve ÖSYM yeniden yapılandırılacak. Eğitimin önündeki engeller de kalkacak
Etiketler:
Üniversite
OKS Tercihleri 2 Temmuz'da Başlıyor

Fen ve Anadolu liseleri ile diğer bazı liselere öğrenci yerleştirmek amacıyla düzenlenen OKS tercihleri 2 Temmuz'da başlıyor. Adaylar, 10 Haziran 2007 tarihinde gerçekleştirilen OKS'nin sonuçları açıklandıktan sonra kılavuzda yer alan kurallara göre okul tercihi yapabilecekler. Sınav sonuçları, en geç 10 Temmuzda açıklanacak.
Fen liselerini tercih edebilmek için Matematik-Fen, diğer okulları tercih edebilmek için Türkçe-Matematik puan türünden en az 160 puan almak gerekiyor.Tercih işlemleri, Milli Eğitim Bakanlığının “http://oks2007.meb.gov.tr” veya “http://www.meb.gov.tr” adresli internet sitesinden yapılabilecek. Tercihler, veliler tarafından bireysel olarak ya da ilgili okul müdürlükleri aracılığıyla 11-20 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Bu yıl bir seferde 20 tercih alınacak olup ikinci bir tercih işlemi yapılmayacak. Tercihler, okul müdürlükleri aracılığıyla merkeze iletilecek.
Özel okullara yerleştirme işlemleri, Özel Okullar Sınav Yürütme Kurulunca ayrıca gerçekleştirecek.
Etiketler:
İlköğretim
Kızlar dershaneye daha bağımlı
Kız öğrencilerin yüzde 71.3'ü dershaneye gitmeden ÖSS'yi kazanamayacağına inanırken, erkek öğrencilerde bu oran yüzde 50.8 olarak belirlendi. Türkiye Kamu-Sen'e bağlı Türk Eğitim-Sen'in yaptığı “Toplumsal Aktörlerine Göre Eğitim Sorunlarına Bakış” araştırmasında kız öğrencilerin çoğunluğunun dershaneye gitmeden ÖSS'de başarılı olamayacağına inandığı belirlendi. Sendikanın toplam 1151 öğrenciye yönelttiği “Dershaneye gitmeden ÖSS'yi kazanabileceğine inanıyor musun” sorusunu 724 kız öğrenciden 516'sı (yüzde 71.3) “Hayır” diye yanıtladı. Aynı soruyu 427 erkek öğrenciden 217'si (yüzde 50.8) “Hayır” diye yanıtladı. Buna göre kız öğrenciler arasında dershaneye gitmeden sınavı kazanabileceğine inananların oranı yüzde 28.7'de kalırken, dershaneye bağımlı olduğunu düşünen kız öğrencilerin yüzde 71.3'lük oranı dikkat çekti.Türk Eğitim-Sen'in araştırmasında, söz konusu soruya erkek öğrencilerin yarısının evet yarısının hayır yanıtı vermiş olması nedeniyle, erkek öğrencilerin daha iddialı ve özgüvenli gibi göründüğü yorumu yapıldı. Araştırmada öğrencilerin yarısına yakın bir kısmının okulla birlikte dershaneye gitmenin kendisine katkı sağlayacağını düşündüğü saptandı. 1203 öğrenciye yöneltilen “Hem okula hem dershaneye gitmek faydalı mı zararlı mı” sorusuna, öğrencilerin 205'i (yüzde 27.7) “Faydalı, derslerime katkısı var” 325'i (yüzde 43.9) “ÖSS'yi kazanmak için faydalı” 157'si (yüzde 21.2) “Sağlık açısından zararlı olabilir fakat sınav için gitmek zorundayım” yanıtını verdi.
Etiketler:
Üniversite
Meslek seçiminde baskı başarısızlık getiriyor
İlk ve ortaöğretim sürecinde şekillenmeye başlayan ve üniversite öğrenimiyle daha somut bir noktaya taşınan meslek seçimi, gençlerin olduğu kadar toplumların da geleceğini belirliyor. Uzmanlar, meslek seçimi sürecinde ailelerin kendi isteklerini değil, çocuklarının ilgi ve becerilerini göz önünde bulundurması gerektiğine işaret ederek, baskının başarısızlık getireceğine dikkati çekiyorlar.Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilüfer Voltan Acar, meslek seçimi konusunda ilgi, yetenek ve güdülenmenin çok önemli olduğunu belirterek, öğrenci ve velilerin bu üçlü döngüyü göz önünde bulundurmaları gerektiğini söyledi. Acar, meslek seçiminin öğrencilere bırakılması gerektiğini vurgulayarak, velilerin bu konudaki baskılarının olumsuz sonuçlar yaratacağını, gerek duyulan mesleki yönlendirme ve danışma konusunda okullardaki psikolojik danışmanlardan yardım alınabileceğini anlattı.Kişilerin ancak, isteyerek seçtikleri meslekte mutlu olabileceklerini ve yaşam kalitesinin bu şekilde artacağını kaydeden Acar, velilerden toplumda her mesleğin yeri olduğunu unutmamalarını istedi. Acar, ''Kaygı düzeyini artıran, çocuklara anne baba tarafından yüklenen beklentilerdir. Çocuk istemiyor ama onlar istiyor. Böyle olunca da başarısızlık ortaya çıkıyor'' dedi. Bireylerin farklılıklarının unutulmaması gerektiğini söyleyen Acar, çocuğun mutlu ve başarılı olabileceği alanın, velinin kafasındaki alan olmayabileceğine dikkati çekti.Ortaöğretimde yapılan alan seçimlerinde dahi anne babanın etkili olduğuna işaret eden Acar, öğrencilerin de daha sonraki yıllarda, ''Lisede bu alanı seçtim, üniversitede de bu alanda gideceğim'' diye şartlandığını ve bu nedenle başarının baştan kaybedilebildiğini hatırlattı.Meslek seçerken göz önünde bulundurulması gereken en önemli noktaları,
''ilgi, yetenek ve güdülenme'' olarak sıralayan Acar, şunları söyledi: ''İlgi, yetenek ve güdülenme arasındaki bu döngü, çok önemli. 'Ben mühendis olacağım' diyor çocuk. İlgisi var ama yeteneği daha düşük. Böyle durumlarda, ara meslekler akla gelmeli. Örneğin teknikerlik. Hem çocuğun ilgisine yönelik, hem de doğru düzeyde bir karar alınmış olur.Meslek seçimi yapılırken kişilerin kendilerini ve toplumdaki olanakları, ailelerin de çocuklarını iyi tanımaları gerekiyor. Bu süreçte dayatma, kıyaslama, karşılaştırma olmamalı. Aileler, çocukların mutlu olacağı mesleği seçmesi konusunda köstek değil destek olmalı. Ebeveynler, bireyler arasında ayrılıkların olduğunu fark etmeli ve bunu da çocuğa hissettirmeli. Çocuklar da değerli ve kendine özgü olduklarını bilmeli.'' Acar, çocukların neye ilgisi olduğunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini, izlenen televizyon programları ya da okunan kitaplardan yönelimlerin anlaşılabileceğini, ancak ergenlik döneminde ilgilerin durağan olmadığının hatırlanması gerektiğini ifade etti. Türk toplumunda, ''bir mesleğe girdiğiniz zaman ölene kadar onu yapmak zorunda olduğunuza'' dair bir kanı olduğunu anlatan Acar, değişen ihtiyaçlar karşısında insanların kendilerini geliştirerek farklı alanlardaki açıkları kapatmaya yönelebileceklerini söyledi.
''Herkes doktor, mühendis olmaz''
Prof. Dr. Acar, ''Dershaneye gönderiyorum, her türlü imkanı sunuyorum, elimden geleni yapıyorum ama çocuk çalışmıyor'' diye yakınan velileri de uyararak, ''Bu çocuklar belli ki, baskı altında ve bu nedenle de ilgi göstermiyorlar, ilgi alanları bu değil. Herkes doktor olmaz. Herkes mühendis olmaz. Etrafta işsiz mühendis, Tıpta Uzmanlık Sınavı'nı (TUS) kazanamayıp ilaç mümessilliği yapan doktorlar da var'' dedi.
Ara meslek elemanlarına yoğun talep olduğuna işaret eden Acar, toplumda kültürel ve sosyolojik açıdan ara meslek elemanlarına çok fazla değer verilmediği için ailelerin çocuklarını bu alana yönlendirmekten çekindiğini kaydetti. Acar, oysa bu mesleklere talebin fazla, arzın az olduğunu, bu nedenle de fazla kazanç getirebildiğini anımsattı.
Meslek seçiminin mikro değil makro düzeyde değerlendirilmesinin de önemine dikkati çeken Acar, ''toplumların bazı mesleklere doyduğunu'', bu tür mesleklerin seçilmesiyle işsizliğin baştan kabul edilmiş olduğunu vurguladı. Acar, ''Meslek seçimi deyip geçmeyin. Bu seçim sadece bireyi değil toplumu da ilgilendiriyor. Meslek seçimlerinden dolayı mutsuz olan kişiler yüzünden toplumun ilerideki refahı da olumsuz etkileniyor. Kişilerin severek çalıştıkları alanda daha başarılı olup yükselme imkanları var'' diye konuştu.Türkiye'deki üniversitelerin sayısının artırılmasını da eleştiren Prof. Dr. Nilüfer Voltan Acar, öğrencilerin ''para kazanma aracı olarak görülmemesini'' istedi. İş alanları sınırlı olduğu için üniversite mezunlarının büyük çoğunluğunun işsiz kaldığını, istihdam alanları yaratılmadığı için yeni açılacak üniversitelerden mezun olacakların işsiz kalmalarının da kaçınılmaz olduğunu savunan Acar, ''Toplumun gelecekle ilgili refahıyla oynamaya, bireyler olarak bizlerin de, karar mekanizmalarının da hakkı yok'' diye konuştu.
''ilgi, yetenek ve güdülenme'' olarak sıralayan Acar, şunları söyledi: ''İlgi, yetenek ve güdülenme arasındaki bu döngü, çok önemli. 'Ben mühendis olacağım' diyor çocuk. İlgisi var ama yeteneği daha düşük. Böyle durumlarda, ara meslekler akla gelmeli. Örneğin teknikerlik. Hem çocuğun ilgisine yönelik, hem de doğru düzeyde bir karar alınmış olur.Meslek seçimi yapılırken kişilerin kendilerini ve toplumdaki olanakları, ailelerin de çocuklarını iyi tanımaları gerekiyor. Bu süreçte dayatma, kıyaslama, karşılaştırma olmamalı. Aileler, çocukların mutlu olacağı mesleği seçmesi konusunda köstek değil destek olmalı. Ebeveynler, bireyler arasında ayrılıkların olduğunu fark etmeli ve bunu da çocuğa hissettirmeli. Çocuklar da değerli ve kendine özgü olduklarını bilmeli.'' Acar, çocukların neye ilgisi olduğunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini, izlenen televizyon programları ya da okunan kitaplardan yönelimlerin anlaşılabileceğini, ancak ergenlik döneminde ilgilerin durağan olmadığının hatırlanması gerektiğini ifade etti. Türk toplumunda, ''bir mesleğe girdiğiniz zaman ölene kadar onu yapmak zorunda olduğunuza'' dair bir kanı olduğunu anlatan Acar, değişen ihtiyaçlar karşısında insanların kendilerini geliştirerek farklı alanlardaki açıkları kapatmaya yönelebileceklerini söyledi.
''Herkes doktor, mühendis olmaz''
Prof. Dr. Acar, ''Dershaneye gönderiyorum, her türlü imkanı sunuyorum, elimden geleni yapıyorum ama çocuk çalışmıyor'' diye yakınan velileri de uyararak, ''Bu çocuklar belli ki, baskı altında ve bu nedenle de ilgi göstermiyorlar, ilgi alanları bu değil. Herkes doktor olmaz. Herkes mühendis olmaz. Etrafta işsiz mühendis, Tıpta Uzmanlık Sınavı'nı (TUS) kazanamayıp ilaç mümessilliği yapan doktorlar da var'' dedi.
Ara meslek elemanlarına yoğun talep olduğuna işaret eden Acar, toplumda kültürel ve sosyolojik açıdan ara meslek elemanlarına çok fazla değer verilmediği için ailelerin çocuklarını bu alana yönlendirmekten çekindiğini kaydetti. Acar, oysa bu mesleklere talebin fazla, arzın az olduğunu, bu nedenle de fazla kazanç getirebildiğini anımsattı.
Meslek seçiminin mikro değil makro düzeyde değerlendirilmesinin de önemine dikkati çeken Acar, ''toplumların bazı mesleklere doyduğunu'', bu tür mesleklerin seçilmesiyle işsizliğin baştan kabul edilmiş olduğunu vurguladı. Acar, ''Meslek seçimi deyip geçmeyin. Bu seçim sadece bireyi değil toplumu da ilgilendiriyor. Meslek seçimlerinden dolayı mutsuz olan kişiler yüzünden toplumun ilerideki refahı da olumsuz etkileniyor. Kişilerin severek çalıştıkları alanda daha başarılı olup yükselme imkanları var'' diye konuştu.Türkiye'deki üniversitelerin sayısının artırılmasını da eleştiren Prof. Dr. Nilüfer Voltan Acar, öğrencilerin ''para kazanma aracı olarak görülmemesini'' istedi. İş alanları sınırlı olduğu için üniversite mezunlarının büyük çoğunluğunun işsiz kaldığını, istihdam alanları yaratılmadığı için yeni açılacak üniversitelerden mezun olacakların işsiz kalmalarının da kaçınılmaz olduğunu savunan Acar, ''Toplumun gelecekle ilgili refahıyla oynamaya, bireyler olarak bizlerin de, karar mekanizmalarının da hakkı yok'' diye konuştu.
Etiketler:
Rehberlik Hizmetleri
Yurt ve kredi başvuruları 2 Temmuz’da başlıyor
Üniversitelerin ara sınıflarında okuyan öğrenciler, 2 Temmuz-5 Ağustos 2007 tarihleri arasında yurt, burs ve kredi için başvuruda bulunabilecekler. Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünden (YURTKUR) yapılan açıklamaya göre, kurum yurtlarında barınmak, burs, öğrenim ve katkı kredisi almak isteyen öğrencilerin başvuru koşulları belirlendi. Buna göre, halen bir yükseköğretim kurumunun ara sınıfına devam eden ön lisans, lisans ve yüksek lisans öğrencileri, 2 Temmuz-5 Ağustos 2007 tarihleri arasında YURTKUR'un ''www.kyk.gov.tr'' adresli internet sitesinden yurt, burs ve kredi için başvuruda bulunabilecekler.Yüksek lisans, doktora, ön kayıt ve özel yetenek sınavı ile yükseköğretim programlarına girecek öğrenciler de 24 Eylül-5 Ekim 2007 tarihleri arasında internet üzerinden başvuru yapabilecekler. 2007-ÖSS'ye girerek bir yükseköğretim programına yerleşmeye hak kazanacak öğrencilerden yurt, burs, öğrenim ve katkı kredisi için başvuruda bulunmak isteyenler de, ilk aşamada Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM)belirlenen başvurular ile ilgili formu kılavuzdaki açıklamalara göre doldurarak
''www.osym.gov.tr'' internet adresinden başvurularını yapacaklar.Öğrencilere, sınav sonuç belgesi ile asıl listeden yurda girmeye hak kazanmaları halinde yurdun adı, yerleştirilemediyse yurt yedek sırası bildirilecek. Yurtlara asıl listeden girmeye hak kazanan öğrencilerin kayıtları 3-14 Eylül 2007 tarihleri arasında yapılacak. Yedek listeden öğrenci alımına ise 17 Eylülden itibaren başlanacak. Yedekler, her 5 günde bir bölge müdürlüklerinin bulunduğu illerde bölge müdürlüklerince, bölge müdürlüklerinin olmadığı diğer il ve ilçelerde ise yurt müdürlüklerince ilan edilecek. Kurum yurtlarında barınan ancak yükseköğretim kurumunu süresi içinde bitirememiş ''artık yıl'' öğrencileri ise yurt başvurularını, 10-27 Eylül 2007 tarihleri arasında 2006-2007 öğretim yılında barındıkları yurt müdürlüklerine yapabilecekler. YURTKUR'a bağlı yurtlar, 10 Eylül'de hizmete açılacak.
''www.osym.gov.tr'' internet adresinden başvurularını yapacaklar.Öğrencilere, sınav sonuç belgesi ile asıl listeden yurda girmeye hak kazanmaları halinde yurdun adı, yerleştirilemediyse yurt yedek sırası bildirilecek. Yurtlara asıl listeden girmeye hak kazanan öğrencilerin kayıtları 3-14 Eylül 2007 tarihleri arasında yapılacak. Yedek listeden öğrenci alımına ise 17 Eylülden itibaren başlanacak. Yedekler, her 5 günde bir bölge müdürlüklerinin bulunduğu illerde bölge müdürlüklerince, bölge müdürlüklerinin olmadığı diğer il ve ilçelerde ise yurt müdürlüklerince ilan edilecek. Kurum yurtlarında barınan ancak yükseköğretim kurumunu süresi içinde bitirememiş ''artık yıl'' öğrencileri ise yurt başvurularını, 10-27 Eylül 2007 tarihleri arasında 2006-2007 öğretim yılında barındıkları yurt müdürlüklerine yapabilecekler. YURTKUR'a bağlı yurtlar, 10 Eylül'de hizmete açılacak.
Etiketler:
Eğitim
OKS'de itiraz edilen sorular incelendi
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 10 Haziran pazar günü yapılan Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı'nın (OKS) itirazda bulunulan sorularında, ''bilimsel hata ve anahtar değişikliğine gerek olmadığını'' bildirdi. MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Nizami Aktürk yaptığı yazılı açıklamada, OKS ''A'' kitapçığı Fen Bilgisi Testi ''13.'' soru ile Sosyal Bilgiler testi ''6.'' soruya yönelik itirazların, alanlarında uzman öğretmenlerden ve akademisyenlerden oluşan Bilimsel İnceleme Komisyonlarınca tekrar gözden geçirildiğini belirtti.Aktürk, açıklamasında, ''Yapılan itirazlar dikkate alınarak yeniden incelenen sorularda bilimsel hata ve anahtar değişikliğine gerek olmadığı kanaatine varılmıştır'' dedi.
Etiketler:
Eğitim
27 Haziran 2007 Çarşamba
KPSS hafta sonu yapılacak
Lisans adaylarına yönelik Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS), hafta sonunda gerçekleştirilecek. KPSS, ÖSYM tarafından 81 il merkezi ve Lefkoşa'da yapılacak. Sınav, 30 Haziran Cumartesi günü sabah ve öğleden sonra, 1 Temmuz Pazar günü sabah ve öğleden sonra olmak üzere dört oturumda gerçekleştirilecek. Sınavın cumartesi sabah oturumuna 309 bin 968, cumartesi öğleden sonra oturumuna 212 bin 928, pazar sabah oturumuna 65 bin 631, pazar öğleden sonra oturumuna 42 bin 977 aday katılacak.Sınavın sabah oturumları saat 9.30'da, öğleden sonra oturumları ise 14.30'da yapılacak. Adayların sınava gelirken yanlarında, ÖSS'deki gibi sınava giriş ve kimlik belgeleri, nüfus cüzdanları, bir fotoğrafları ile yumuşak uçlu kalem ve silgi bulundurmaları gerekiyor. Sınavın cumartesi günü sabah oturumunda Genel Yetenek, Genel Kültür ve yabancı dil, öğleden sonraki oturumunda Eğitim Bilimleri, pazar günü sabah oturumunda Hukuk, İktisat, İşletme, Maliye, Muhasebe; öğleden sonraki oturumunda Çalışma Ekonomisi ve Endüstrisi İlişkileri, Ekonometri, İstatistik, Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler testleri uygulanacak. Cumartesi sabah oturumunda Genel Yetenek ve Genel Kültür testlerinin yanıtlanacağı birinci bölüm 2 saat, yabancı dil testinin yanıtlanacağı ikinci bölümün süresi 1 saat, cumartesi öğleden sonra oturumu 2.5 saat sürecek. Pazar günü sabah ve öğleden sonraki oturumların süresi ise 3.5 saat olacak.Sınavda, Genel Yetenek ve Genel Kültür testlerinin uygulanacağı Cumartesi sabah oturumuna tüm adaylar katılacak. Sınavın diğer oturumlarına, adaylar girmek istedikleri kadroların gerektirdiği koşullara göre katılacaklar.Öğretmen adaylarının, sınavın cumartesi günü yapılacak sabah ve öğleden sonraki oturumuna girmeleri gerekiyor.
Etiketler:
Eğitim
26 Haziran 2007 Salı
Öğretmenler memnun değil
Türk Eğitim-Sen'in araştırmasında, öğretmenlerin yüzde 95.7'sinin maaşlarını yeterli bulmadığı, yüzde 93.8'inin de milli eğitimin durumundan memnun olmadığı sonucu çıktı.Türkiye Kamu-Sen'e bağlı Türk Eğitim-Sen'in yaptığı “Toplumsal Aktörlerine Göre Eğitim Sorunlarına Bakış” araştırmasında öğretmenlerin maaşlarından da eğitimin durumundan da memnun olmadığı sonucuna ulaşıldı. Toplam 1107 öğretmene uygulanan ankette, “Öğretmenlerin gelirleri sizce yeterli mi” sorusuna 1097 kişi (yüzde 95.7) “Hayır” yanıtı verdi. Gelirinden memnun olan öğretmen sayısı ise 47 (yüzde 4.2) oldu. Öğretmenler, “Milli Eğitimin durumundan memnun musunuz” sorusuna da yüzde 93.8 oranında “Hayır”, yüzde 6.2 oranında “Evet” yanıtı verdi. Ankette ayrıca, öğretmenlerin kendi toplumsal itibarlarını yaklaşık 3'te 2 çoğunlukla “iyi görmediği” sonucuna da ulaşıldı. “Öğretmenlerin toplumsal itibarini nasıl görüyorsunuz” sorusuna eğitimciler şöyle yanıt verdi:
Çok iyi: Yüzde 2.2
İyi: Yüzde 24.1
İyi değil: Yüzde 50.0
Hiç iyi değil: Yüzde 23.1
Etiketler:
Eğitim
25 Haziran 2007 Pazartesi
İsteyen Atamasını Durdurabilecek
MEB, 3. bölgeden 1. ve 2. bölgeye ataması yapılan öğretmenlerin, başvurmaları halinde, yer değiştirme işlemlerini iptal edecek. Milli Eğitim Bakanlığı, 3.hizmet bölgesinden 1. ve 2. hizmet bölgesine ataması yapılan öğretmenlerden isteyenlerin, 13 Temmuza kadar başvurmaları halinde, yer değiştirme işlemlerini iptal edecek. Milli Eğitim Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği'nden yapılan yazılı açıklamada, öğretmenlerin 2007 yılı yer değiştirme suretiyle gerçekleştirilen atamalarının “Öğretmenlerin İller Arası Yer Değiştirme Kılavuzu”na göre yapıldığı hatırlatıldı.Açıklamada, yer değiştirme işleminin iptaline ilişkin kılavuzda yer alan maddeye göre, “İller arası yer değiştirme isteği gerçekleşen öğretmenlerin iptal isteklerinin, atamanın yapıldığı tarihten sonra oluşan yönetmelikte belirtilen özür durumlarından herhangi birini belgelendirmeleri ve atamaların duyurulduğu tarihten itibaren 15 gün içinde başvurmaları halinde değerlendirileceği” bildirildi.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in talimatı doğrultusunda, 3. hizmet bölgesinden 1. ve 2. hizmet bölgesine ataması yapılmış olanlardan isteyenlerin, 13 Temmuza kadar başvuruda bulunmaları halinde,yer değiştirme işlemlerinin iptali gerçekleştirilecek.
Bu durumda olan öğretmenlerin, atamalarının iptal edilmesine ilişkin dilekçelerini, resmi yazı ekinde Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü, Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Dairesi Başkanlığı'na göndermeleri durumunda gerekli değerlendirme ve iptal işlemi gerçekleştirilecek. Açıklamaya göre, Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis,Diyarbakır, Erzurum, Hakkari, Iğdır, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van, 3. hizmet bölgesinde yer alıyor.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in talimatı doğrultusunda, 3. hizmet bölgesinden 1. ve 2. hizmet bölgesine ataması yapılmış olanlardan isteyenlerin, 13 Temmuza kadar başvuruda bulunmaları halinde,yer değiştirme işlemlerinin iptali gerçekleştirilecek.
Bu durumda olan öğretmenlerin, atamalarının iptal edilmesine ilişkin dilekçelerini, resmi yazı ekinde Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü, Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Dairesi Başkanlığı'na göndermeleri durumunda gerekli değerlendirme ve iptal işlemi gerçekleştirilecek. Açıklamaya göre, Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis,Diyarbakır, Erzurum, Hakkari, Iğdır, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van, 3. hizmet bölgesinde yer alıyor.
Etiketler:
Eğitim
Eğitimli Gençlerin % 23.4'ü İşsiz
Türkiye'de Gençlerin İstihdamı" araştırmasında, eğitimli gençlerin yüzde 23.4'ünün işsiz olduğu görüldü.İşsiz gençlerin yüzde 40'ının, ilk kez iş arayanlardan oluştuğu ifade edilen araştırmada, 15-24 yaş grubundaki gençlerin ise, nüfusun geri kalan bölümüne göre en şansız kesim olduğu kaydedildi. Araştırmada, gençlerin istihdamındaki başlıca sorunun eğitimden, çalışma hayatına geçişte yaşandığına işaret edilirken, gelecek dönemlerde geçlerin istihdamının Türkiye'de daha acil bir sorun haline geleceğinin altı çizildi."Türkiye'de Gençlerin İstihdamı" araştırmasında eğitimli gençlerin yüzde 23.4'ünün işsiz olduğu görüldü. İşsiz gençlerin yüzde 40'ının, ilk kez iş arayanlardan oluştuğu ifade edilen araştırmada, 15-24 yaş grubundaki gençlerin ise, nüfusun geri kalan bölümüne göre en şansız kesim olduğu kaydedildi. Araştırmada, gençlerin istihdamındaki başlıca sorunun eğitimden, çalışma hayatına geçişte yaşandığına işaret edilirken, gelecek dönemlerde geçlerin istihdamının Türkiye'de daha acil bir sorun haline geleceğinin altı çizildi. ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doçent Doktor Hakan Ercan tarafından hazırlanan "Türkiye'de Gençlerin İstihdamı" araştırmasına göre, gençler için iş imkanının yaratılmasının Türkiye'nin uzun dönemli ekonomik istikrarı ve büyümesinin önemli bir bileşenini oluşturuyor. İstihdamda 2005-2006 döneminde yaşanan olumlu gelişme, gençler arasındaki işsizlik oranlarına yansımadı. Gençler arasındaki işsizlik oranı, son iki yıl içinde yaklaşık yüzde 18 oldu.
Araştırmada, bu oranın Türkiye'nin AB ile aynı düzeyde olduğu tek işgücü piyasası göstergesi olduğuna dikkat çekildi. Türkiye'nin yakın dönemdeki yıllık nüfus artışı %1.4 seviyelerinde gerçekleşirken,nüfus momentumu nedeniyle 15 yaş ve üzerindeki çalışma çağındaki nüfusun ise yılda yüzde 1.88 oranında arttığı görüldü.Nüfusun, 2025 yılında 88 milyona, 2050 yılında da 98.5 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Kentsel nüfus oranının ise 2025 yılında yüzde 85'e ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye'de nüfus artış hızının düşmesine karşın çekirdek ailelerin, geleneksel aile modelinin yerini alması nedeniyle hane sayısındaki artışın devam etmesi bekleniliyor. Buna bağlı olarak da dayanıklı tüketim mallarının tüketimi ve konut talebi artacak. 0-14 yaş grubunun yaklaşık 20 milyon düzeyinde sabit bir seyir izlediği dikkat çekilirken, bunun eğitimin kalitesine olumlu etki yapacağı vurgulandı. 15-44 yaş grubundaki artışın geçmiş yıllara oranla düştüğü gözlendi. 2020'den sonra bu yaş grubunun 40 milyon civarında seyredeceği tahmin ediliyor. Araştırmada, nüfusun yaklaşık yüzde 70'inin, 2020 yılında çalışma çağında olacağının altı çizildi. Kadınının, gelecekteki iş gücüne katılma oranının artması nedeniyle kentlerdeki işsizlik oranı giderek artacak. İşsiz gençlerin yüzde 40'ının, ilk kez iş arayanlardan oluştuğu ifade edilen araştırmada, 15-24 yaş grubundaki gençlerin ise, nüfusun geri kalan bölümüne göre en şansız kesim olduğuna işaret edildi. Bu yaş grubundaki gençler arasındaki işsizlik oranı yüzde 18.7 olduğu görülürken, eğitimli gençlerin arasındaki işsizlik oranı ise yüzde 23.4 olduğu kaydedildi. Lise ve meslek okulu mezunlarının yüzde 24.8'inin işsiz olduğu belirtilen araştırmada, en düşük oranların bir okuldan mezun olmayanlardan ve ortaokul mezunlarından oluştuğu vurgulandı. Bunun nedenin ise eğitimli gençlerin yüksek ücret istemesinden kaynaklandığı tahmin ediliyor.Araştırmada, gençlerin istihdamındaki başlıca sorunun eğitimden, çalışma hayatına geçişte yaşandığına işaret edilirken, gelecek dönemlerde geçlerin istihdamının Türkiye'de daha acil bir sorun haline geleceğinin altı çizildi.
Araştırmada, bu oranın Türkiye'nin AB ile aynı düzeyde olduğu tek işgücü piyasası göstergesi olduğuna dikkat çekildi. Türkiye'nin yakın dönemdeki yıllık nüfus artışı %1.4 seviyelerinde gerçekleşirken,nüfus momentumu nedeniyle 15 yaş ve üzerindeki çalışma çağındaki nüfusun ise yılda yüzde 1.88 oranında arttığı görüldü.Nüfusun, 2025 yılında 88 milyona, 2050 yılında da 98.5 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Kentsel nüfus oranının ise 2025 yılında yüzde 85'e ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye'de nüfus artış hızının düşmesine karşın çekirdek ailelerin, geleneksel aile modelinin yerini alması nedeniyle hane sayısındaki artışın devam etmesi bekleniliyor. Buna bağlı olarak da dayanıklı tüketim mallarının tüketimi ve konut talebi artacak. 0-14 yaş grubunun yaklaşık 20 milyon düzeyinde sabit bir seyir izlediği dikkat çekilirken, bunun eğitimin kalitesine olumlu etki yapacağı vurgulandı. 15-44 yaş grubundaki artışın geçmiş yıllara oranla düştüğü gözlendi. 2020'den sonra bu yaş grubunun 40 milyon civarında seyredeceği tahmin ediliyor. Araştırmada, nüfusun yaklaşık yüzde 70'inin, 2020 yılında çalışma çağında olacağının altı çizildi. Kadınının, gelecekteki iş gücüne katılma oranının artması nedeniyle kentlerdeki işsizlik oranı giderek artacak. İşsiz gençlerin yüzde 40'ının, ilk kez iş arayanlardan oluştuğu ifade edilen araştırmada, 15-24 yaş grubundaki gençlerin ise, nüfusun geri kalan bölümüne göre en şansız kesim olduğuna işaret edildi. Bu yaş grubundaki gençler arasındaki işsizlik oranı yüzde 18.7 olduğu görülürken, eğitimli gençlerin arasındaki işsizlik oranı ise yüzde 23.4 olduğu kaydedildi. Lise ve meslek okulu mezunlarının yüzde 24.8'inin işsiz olduğu belirtilen araştırmada, en düşük oranların bir okuldan mezun olmayanlardan ve ortaokul mezunlarından oluştuğu vurgulandı. Bunun nedenin ise eğitimli gençlerin yüksek ücret istemesinden kaynaklandığı tahmin ediliyor.Araştırmada, gençlerin istihdamındaki başlıca sorunun eğitimden, çalışma hayatına geçişte yaşandığına işaret edilirken, gelecek dönemlerde geçlerin istihdamının Türkiye'de daha acil bir sorun haline geleceğinin altı çizildi.
Etiketler:
Eğitim
30 Bin Öğretmene Sevindirici Haber
Ağustos ayında yapılacak 10 bini kadrolu, 20 bini sözleşmeli olmak üzere 30 bin öğretmenin atamasında herhangi bir problem olmadığı bildirildi. 22 Temmuz'da yapılacak seçim, öğretmen atamalarını etkilemeyecek. Ağustos ayında yapılacak 10 bini kadrolu, 20 bini sözleşmeli olmak üzere 30 bin öğretmenin atamasında herhangi bir problem olmadığı bildirildi.Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü Remzi Kaya, "Atamalarda sorun olmaz. Öğretmen adaylarımız endişe etmesin. Ağustos'ta atamalar yapılacak" dedi. Maliye Bakanlığı, 30 bin öğretmen alımında 10 bin kadrolu öğretmen için 'olur' verirken, sözleşmeli öğretmen kadroları için de vizenin önümüzdeki günlerde geleceği öğrenildi.Bu arada, Milli Eğitim Bakanlığı'nın Kamu Personeli Seçme Sınavı'ndan sonra yapmayı düşündüğü Alan Seçme Sınavı uygulaması Danıştay'dan yürütmeyi durdurma kararı çıkmasıyla askıya alındı. Adaylar halen yürürlükte olan KPSS kriterlerine göre belirlenecek. Bu yıl ayrıca formasyonlu adayların başvurularından kontenjan kaldığı takdirde ihtiyaç olanlarda, ëpedagojik yönden eksiklikleri daha sonra tamamlanmak üzereí fen edebiyat fakültesi mezunlarından orta öğretim alan öğretmenliği, tezsiz yüksek lisans ya da pedagojik formasyon eğitimi olmayanlardan atama yapabilecek.
Etiketler:
Eğitim
YÖK: Daha İyisi Olmadıkça ÖSS'ye Devam
YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. İsa Eşme, "ÖSS, 1974’den itibaren Türk üniversitelerinin geliştirerek bulduğu bir yoldur.Daha iyisini bulmadıkça bunu kaldıramayız" dedi. Peki eğitime yan etkileri, olumsuz yansımaları yok mu? Fazlasıyla var. Ama daha iyisini bulmadıkça bunu kaldıramayız" dedi.Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) tarafından, fen-edebiyat fakültelerinin genel sorunlarının tartışılması, mezunlarının durumlarının değerlendirilmesi ve geleceğe yönelik hedeflerinin belirlenmesi amacıyla düzenlenen "Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlar Toplantısına", 64 üniversiteden 69 dekan katıldı.YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Eşme, toplantıda yaptığı konuşmada, son zamanlarda girilen seçim sürecinde siyasi partilerin, ÖSS’den söz etmeye, YÖK’ün, üniversiteler açılmasına rağmen kontenjanları artırmadığına yönelik söylemlere başlandığını ifade etti. Kontenjanların büyük bir özveri ile ayakta durduğunu, kontenjanlara kaynak ayrılmadığı, öğretim üyesi politikasını değiştirilmediği sürece ÖSS’nin kaldırılamayacağını savunan Prof. Dr. Eşme, şunları söyledi:"ÖSS, 1974’den itibaren Türk üniversitelerinin geliştirerek bulduğu bir yoldur. Peki eğitime yan etkileri, olumsuz yansımaları yok mu? Fazlasıyla var. Ama daha iyisini bulmadıkça bunu kaldıramayız. Bizim üniversitelerde 200 bin tane lisans kontenjanımız, 200 tane koltuğumuz, sandalyemiz var. Yani tılsımlı bir çözüm yok. ÖSS’yi kaldırırsınız ’ÜSS’ veya başka isim dersiniz ya da noter huzurunda kura çekersiniz. Orta öğretimde verilen notlar baz alınarak üniversitelere geliştirilemez.
Fakat böyle düşünenler de var. Öğretmenler üzerinde çok büyük baskılar olur, adalet ortadan kalkar. İyi bir çözüm bulana kadar ÖSS’yi sürdürmek, ancak bunu geliştirmek zorundayız. İyi çözüm bulan varsa getirsin tartışalım. Ama ’ÖSS’yi kaldırıyoruz’ diyerek çözüm üretmezseniz bu sadece bir politika, halkı kandırmak olur. Bilim adamları olarak halka doğruları söylemek zorundayız." Son yıllarda Anadolu’da üniversite atağı başladığına işaret eden YÖK Başkan Vekili Eşme, şunları kaydetti:"Üniversiteler özellikle bulundukları kentlerin ve bölgelerin gelişmesinde önemli rol üstlenmiştir. Üniversiteler sadece ekonomik anlamda düşünülmemelidir. Aydınlanma sebebi olmuş, kültür dokusu üst seviyelere çıkmıştır. Üniversiteler bunların yanı sıra bilimsel anlamda da atılım gerçekleştirmiştir. Fen-Edebiyat fakülteleri üniversitelerin kaburgası, olmazsa olmazıdır.Ancak fen liselerini bitiren öğrencilerin yüzde 40’ı üniversitelere giremedi. Girenlerin ise yalnızca yüzde 5’i fen-edebiyat fakültesini istemiş. YÖK’ün fen-edebiyat fakültelerinin birbirlerinden ayrılması için kararı bulunuyor. İsteyen üniversiteler bunu yapabilecekler. Milli Eğitim Bakanı ile konu hakkında görüşmelerimiz oldu, ancak sonuç alamadık. Kararımızı, yeni kurulacak hükümete de ileteceğiz"
Prof. Dr. Eşme, üniversitelerin çok önemli sorun ve suçlamalarla karşı karşıya bulunduğunu ifade etti.Üniversitelerin, kadro ve finans konusunda sıkıntı yaşadığını belirten Eşme, şunları söyledi:"Son 4 yılda üniversitelerimiz şu veya bu gerekçelerle suçlanıyor.Bunların en büyük halkası,Van’da yaşadığımız olaydır. Burada yaşanan tam bir ibrettir. 19 Mayıs Üniversitesi ile ilgili tahkikat yapılıyor.
Oradaki bilgilerin TBMM’ye fotokopisi isteniyor, bu fotokopiler bir otomobile, minibüse sığmıyor ve TIR’la getiriliyor. İncelenmesinin ardından çöpe atılıyor. Bu işkencedir. Üniversiteler bir işletmedir, bazı sorunlar ve hatalar olabilir. Ama siz bir üniversitenin başındaki kişiyi çete suçlaması ile sorgulayamazsınız. Bundan dolayı üniversiteler olarak saldırılara karşısında her zaman dik durmaya çalıştık." ZKÜ Rektörü Bektaş Açıkgöz de geçen yıl 21 bin öğrenci ve 10 fakülte ile 2006-2007 eğitim-öğretime başladıklarını, Karabük Üniversitesinin kurulması ile fakülte ve öğrenci sayılarının düştüğünü, gelecek eğitim döneminde diş hekimliği ve güzel sanatlar fakültesinin açılmasıyla birlikte KZÜ’de 18 bin öğrencinin öğrenim göreceğini kaydetti.
Fakat böyle düşünenler de var. Öğretmenler üzerinde çok büyük baskılar olur, adalet ortadan kalkar. İyi bir çözüm bulana kadar ÖSS’yi sürdürmek, ancak bunu geliştirmek zorundayız. İyi çözüm bulan varsa getirsin tartışalım. Ama ’ÖSS’yi kaldırıyoruz’ diyerek çözüm üretmezseniz bu sadece bir politika, halkı kandırmak olur. Bilim adamları olarak halka doğruları söylemek zorundayız." Son yıllarda Anadolu’da üniversite atağı başladığına işaret eden YÖK Başkan Vekili Eşme, şunları kaydetti:"Üniversiteler özellikle bulundukları kentlerin ve bölgelerin gelişmesinde önemli rol üstlenmiştir. Üniversiteler sadece ekonomik anlamda düşünülmemelidir. Aydınlanma sebebi olmuş, kültür dokusu üst seviyelere çıkmıştır. Üniversiteler bunların yanı sıra bilimsel anlamda da atılım gerçekleştirmiştir. Fen-Edebiyat fakülteleri üniversitelerin kaburgası, olmazsa olmazıdır.Ancak fen liselerini bitiren öğrencilerin yüzde 40’ı üniversitelere giremedi. Girenlerin ise yalnızca yüzde 5’i fen-edebiyat fakültesini istemiş. YÖK’ün fen-edebiyat fakültelerinin birbirlerinden ayrılması için kararı bulunuyor. İsteyen üniversiteler bunu yapabilecekler. Milli Eğitim Bakanı ile konu hakkında görüşmelerimiz oldu, ancak sonuç alamadık. Kararımızı, yeni kurulacak hükümete de ileteceğiz"
Prof. Dr. Eşme, üniversitelerin çok önemli sorun ve suçlamalarla karşı karşıya bulunduğunu ifade etti.Üniversitelerin, kadro ve finans konusunda sıkıntı yaşadığını belirten Eşme, şunları söyledi:"Son 4 yılda üniversitelerimiz şu veya bu gerekçelerle suçlanıyor.Bunların en büyük halkası,Van’da yaşadığımız olaydır. Burada yaşanan tam bir ibrettir. 19 Mayıs Üniversitesi ile ilgili tahkikat yapılıyor.
Oradaki bilgilerin TBMM’ye fotokopisi isteniyor, bu fotokopiler bir otomobile, minibüse sığmıyor ve TIR’la getiriliyor. İncelenmesinin ardından çöpe atılıyor. Bu işkencedir. Üniversiteler bir işletmedir, bazı sorunlar ve hatalar olabilir. Ama siz bir üniversitenin başındaki kişiyi çete suçlaması ile sorgulayamazsınız. Bundan dolayı üniversiteler olarak saldırılara karşısında her zaman dik durmaya çalıştık." ZKÜ Rektörü Bektaş Açıkgöz de geçen yıl 21 bin öğrenci ve 10 fakülte ile 2006-2007 eğitim-öğretime başladıklarını, Karabük Üniversitesinin kurulması ile fakülte ve öğrenci sayılarının düştüğünü, gelecek eğitim döneminde diş hekimliği ve güzel sanatlar fakültesinin açılmasıyla birlikte KZÜ’de 18 bin öğrencinin öğrenim göreceğini kaydetti.
Etiketler:
Eğitim
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


